Európai Ifjúsági Portál
Információk és lehetőségek az Európában élő fiatalok számára.

Ebru, Ankara ve uçak … Ankara ‘da tek başına…

Projeye seçildiğimi öğrendiğimde iş yerindeydim. ‘TREX’ kutucuğu yanıp söndü gmailde ışıl ışıl. Böyle bir şey olabileceği aklıma bile gelmemişti.

          Projeye seçildiğimi öğrendiğimde iş yerindeydim. ‘TREX’ kutucuğu yanıp söndü gmailde ışıl ışıl. Böyle bir şey olabileceği aklıma bile gelmemişti. Hayalim olan , büyükannemden duyduğum Selanik maceralarının geçtiği sokaklarda benim de ayak izlerim olacaktı. Ben de o havayı soluyacaktım. Hayallerim adım adım gerçek oluyordu.

          Gerekli izinlerimi aldıktan sonra kuruluşumla görüştüm. Benimle beraber bir Türk daha olacağını söylediklerinde , sevinçten zıp zıp hoplamaktan ayaklarım popoma değiyorduJ Bir Türk daha… Yol arkadaşımın ismini öğrendim ilk olarak. Onun telefonu yada ona  ulaşabileceğim herhangi bir irtibat yolu aradım ama Ankara’daki eğitimde tanışabileceğimiz söylendi. Tabi Ebru durur mu, hayırJ İsmini öğrendiğim arkadaşımla bana ve diğer gidecek olanlara atılan toplu mailden ‘copy’ and ‘paste’ yaparak bir mail postaladım. Kimle gideceğim, nasıl biri olduğunu anlamalıydım. Sonuçta bir ay az zaman değildi ve ben eğlenmek de istiyordum. Gelen cevaplar , oldukça çatlak bir yol arkadaşım olduğunu işaret ediyordu. Eğitime gidinceye kadar içimde hep bir korku, hep bir soru işareti vardı.

          Ankara’ya giderken daha önce kullanmadığım bir ulaşım yolunu tercih ettim. Ne olur ne olmaz, her ne kadar iki kişi gideceksiniz deseler de herhangi bir terslik durumunda tek başıma gitmek zorunda kalırsam, ilk uçak deneyimimi kimsenin dilinden anlamadığım bir uçakta yaşamak istemedim. Ebru, Ankara ve uçak … Ankara ‘da tek başına…

         Ve artık özgürlüğe, Avrupa’ya az kalmıştı. İlkleri yaşamaya başlamıştım işte. Yavaşça hepsi gerçekleşiyordu. Uçakta (neyse ki cam kenarına oturabildim) yanıma iki ton ton amca oturdu. Bir tanesi, Türkçesi bozuk Litvanya’da yaşayan iş adamı, diğeri ise konsoloslukta çalışan orta yaşlı bir beyfendiydi. Ankara denilince aklıma ilk gelen şey, resmi ve takım elbiseli soğuk insanların yaşadığı şehir tasviri oluyordu. Bu düşüncelerim yaptığım yolculuk sayesinde kalmadı gibi bir şey şu anda J Gülmekten yanaklarım ağrımıştı. Hikayeleri olan insanları oldum olası sevmişimdir zaten. Çok yaşanmışlık, çok tecrübe ve çok hikaye.

          Kırk dakikalık yolculuk boyunca hem sohbet edip, hem de bir çok şey hissedip hayallere dalabildim. Nasıl hayal kurmayayım ki. Pencereden baktığımda bembeyaz bir yol, daha mavi bir gökyüzü kucaklıyordu beni…

         Her an gup gup gup gup atan bir kalbim vardı. Ne yapabilirim bu benim yapım ve çok heyecanlıyım.

         Uçak iniş yaptığında, bunu yaparken bile aklımdan yüzlerce felaket senaryosu geçiyordu. Acaba düşerse ne yaparım, çok dar koltukların arası, nasıl sıkışmadan aralardan sıvışırım, acil çıkış kapıları nerede, ahh neyse ki hemen önümde J bla bla…

        Sıra gelmişti bagajı almaya. Ufak bir gözlem ile insanları takip ettim. Yürüdüm,baktım ve sonunda bagajıma kavuştum. Cicilerimin olduğu, hayati önem taşıyan bagajım benim.

          Kapıdan çıkarken insanların gözünde yolcularını bekler o bakışları gördüm. Bir an içim burkuldu.Sonra hemen topladım kendimi. Duygusal olmayacaktım, bu bir maceraydı ve gereksiz duygu yoğunluğu yaşamayacaktım. Hızlı adımlarla ilerledim. Otobüse bindim. Havaşa binmeyecektim, inat etmiştim J. Tıklım tıkışık otobüste kendime bir yer edindim. Evet, şimdi ne yapacağım, nerede ineceğim , nasıl gideceğim. Bu ikinci gelişimdi Ankara’ya ve ilkinde yanımda en iyi arkadaşım, canımcım vardı. Daha önceden gitmediğim güzergahları kullanıp, gitmediğim yerlerde kalacaktım. Otobüste gözüme kestirdiğim , temiz yüzlü bir teyze ile sohbet etmeye başladım. Nerede inebileceğimi, Çankaya ‘city hotel’ e nasıl gidebileceğimi sordum. Yasemin Teyzem ’in yolunun üzeriymiş meğersem. AŞTİ ‘de indik ve taksiye bindik. Resim öğretmenliğinden yeni mezun olmuş kızıyla Elazığ’daki yazlıklarından evlerine dönüyorlarmış. Bilkent Üniversitesi’nden mezun iyi bir firmada çalışan oğlu varmış bir de. Zaten işi olmasaymış o gün bırakmazmış annesiyle kardeşini, düşünceli, duyarlı bir evlatmış. İzmir’den çok gelin almışlar teyzeciğimin tabiriyle ve çok seviyorlarmış İzmirileri Jderken Yasemin teyzem beni otelin önüne bıraktı.Ziyaret edeceğini söyleyerek uzaklaştı. Tabi benim o otele gece 5’lerde gireceğimi, sürekli bir gruba dahil olup kurtlarımı dökmeye gideceğimi hiç birimiz hesap etmemiştik. Hiçbir zaman hesap işlerini becerememişimdir zaten. J

        Valizimi alıp tıpış tıpış resepsiyona gittim. İlk başta adımı bulamadılar listede, ‘eyvah’ dedim, hadi başladık, terslikler yapıştı yakama. Oturdum ordaki pufidik koltuklara. Derken içeri sırt çantasıyla, etrafa gülümseyerek bakan bir kız girdi. O da birilerini ararcasına etrafına bakınıyordu. ‘Ayrılış Öncesi Eğitim’ için geldiniz değil mi dedi. Evet , dedim. Birkaç dakika daha bekledim ve listede adım bulundu. Odama çıktım, mutluğun verdiği tüm bonkörlüğümleJ

         Hoş bir oda, hemencik çift kişilik yatağı kaptım. Kamerayı şarj ettim, eşyalarımı yerleştirdim. Çevreyi keşif yolculuğuna çıktım. Bilmediğim sokaklarda (güvenilirliğinden emin olduğumda yaptım.) kulağımda son ses müzikle bambaşka renklere büründü dünya. Soluduğum havayı ciğerlerimde hissettim. Mini bir alışverişten sonra tekrar odama geçtim. Kamerayı test ettim bir klip çekerek , şarkı söyleyerek ve check J Gayet güzelim ve sesim de mükemmelJ

          Şimdi sırada Anıtkabir var. Sora sora Bağdat bulunur demişler, Anıtkabiri bulamayacak mıyım sanki diyip vurdum kendimi yollara. Onun öncesinde yolunu dört gözle beklediğim oda arkadaşıma bir mektup bırakarak…Sonuçta eğlenceli olabilir, kırık bir tip çıkarsa özellikle diye de telefon numaralarımı bıraktım.

          Resepsiyona inip bulunduğumuz yerden Anıtkabire nasıl gidebileceğimi sordum.’Buradan hemen karşıdan dolmuşa binin’ dediler. Kapıdan çıktım ve Kızılay’a gitmek için dolmuşun gelmesini bekledim. Peki resepsiyondaki güler yüzlü genç,  sorarım sana, buradan mı yoksa karşıdan mı bineceğim o dolmuşaJ .Yarı yarıya şansım vardı, geçtim yolun karşısına ve bindim dolmuşa. İyi ki sormuşum ki binmemle aynı hızda inmem bir oldu. Yolun ‘burda’ kısmına geçtikten ve doğru dolmuşa bindikten sonra etrafı seyrederek, inceden inceye bir sırıtışla gelen telefonları cevapladım. ‘ Sen hala kaybolmadın mı’,’ En azından bir şeylerini kaybetmedin mi’,’ Hala niye ağlamıyorsun’ gibi espri yumağı arkadaşlarım konuştuktan sonra, metroya bindim. Paniklere boğulmuş buhranlı ruh halimin yapmış olduğu bir hata sonucu beynime yanlış sinyaller gitmesi ve benim o sinyallere dayanamayan ayaklarımın aynı anda beni metrodan atacağını hiç mi hiç tahmin etmezdim. İki durak önce inmiştim. Çıktım yukarı ve bir taksiye atladım. ‘Abi buradan Anıtkabire ne kadara götürürsün’ dedim. Sevgili şöför amcam bir baktıktan sonra bana ‘10TL’ dedi. ‘ Abi gözünü seveyim, yerlileri de mi kandırıyorsunuz artık,iki adımlık yer zaten, arkadaşlarım bekliyor orda , acil gitmem gerekmese binmezdim bile’ deyince ‘ tamam tamam, 5 lira ver yeter’ dedi. J muhteşemsin ebru dedim J Tabi bir de vardığımızda bulunduğumuz yerin Anıtkabir olduğunu anlasaydım, ah anlayabilseydim de ‘ ee geldik niye inmiyorsunuz’ lafını yedirtmeseydim kendime J Yalancının mumu ininceye kadar yanmadı bile, söndü.

            Anıtkabire girdim, elimdeki eşyaları güvenliğe bıraktıktan sonra bir başıma konuşa konuşa, video çektim, dolaştım, tadını çıkardım. Yanlış kapıdan çıkmaya çalışmam, orada askerlik yapan THY de çalışan bir pilot yardımıyla ,doğru kapıya yönlendirilmem ve benim herkese ne amaçla Ankara’da bulunduğumu anlatmam hevesiyle ‘ mmm, Türkiye’yi temsil edeceksin demek’ diyip , bir poşet dolusu Atatürk posterleri, cd’ler almamla son buldu.  Dönüş yolunu sora sora bulup odama gittim. Oda arkadaşım hala ortalarda yoktu. Üstümü başımı değişip lobiye indim. Orda Almanya’ya gidecek iki kişiyle tanıştım. Etraftaki kalabalık yavaş yavaş artıyordu. Almanya, İtalya, Polonya, Yunanistan…Ups , durun biraz J başım ağrıdı ve biraz hava almaya ihtiyacı oluyor insanın böyle durumlardaJJ Kapının önüne çıkıp biraz hava aldıktan sonra da yemek salonuna indik. Tabağıma bir şeyler alırken bir de baktım ki yol arkadaşım bana el sallıyor. Yanında bizden sonra Yunanistan’a gidecek biri daha vardı. Hep beraber  eğlenceli, bol sohbetli bir akşam yemeğinden sonra kaynaşma oyunları oynayacağımız salona çıktık. Ara ara saçma gelen ama kapa şu mantığını artık ebru ,tadını çıkar dediğim andan itibaren o oyunlardan keyif duymaya başladığımı söylemeliyim. Özellikle kocaman bir çember oluşturup, herkesin isimleri öğrenmesi için oynadığımız oyunda eğitmenlerimizin bize ‘herkes kendiyle özdeşleşen bir hareket, mimik ile adını söylesin’ ve ‘bir sonrakiler de sırasıyla kendinden öncekilerin hareketi ve adını tekrar etsin’ oyunuydu. Aldım elime su şişesini, mikrofon yaptımJ Başka bir şey olmazdı ki bana. Oyunlarımız bitince  geceye devam etmemiz gerek diye düşünüyorduk. Dışarı çıkmaya hali kalmayan grubumuzun daha hoş bir teklifi vardıJ Bütün gece oda arkadaşım diye etrafta donlaşmama rağmen bulamamamın ve odamın boş olmasının payı büyüktü sanırım bu teklifin bana yapılmasında… Tabi ki evet, pijama partisi… 8-9 kişi toplaştık. ‘I have never’ ve şişe çevirmece gibi gençlik oyunları oynandıJ Zira o oyunlar kimler arasında oynandı, neler söylendi  ve neler yapıldı ‘delete’ ----J

           Sabah 5 ve ben 3 saat sonra kalkıp hazırlanıp oturuma yetişeceğim.Mis gibi uykumun ardından hazırlanıp oturuma yetiştim. ‘ Hür Bey’ vardı Ulusal Ajanstan. Vize işlemleri, AGH ile ilgili sorular sorduk. Kalabalık olmasının verdiği bir dezavantajdan kaynaklandığını düşündüğüm daha az verimli geçen bir oturum olmuştu. Bazı şeyler somutlaşıyordu ve ben daha yolun çok başındaydım.

         Yaklaşık olarak 120 civarında gönüllü vardı. Gruplara ayrıldık. Genelde , kısa dönem, uzun dönem diye ayrıldık. Ortalama 20 kişiyle devam ettiğimiz daha detaylı, bireysel olarak kendimizi ifade edebildiğimiz oturumların yapıldığı , alışık olmadığım ,yaygın eğitim dedikleri benim için çok keyifli ve faydalı geçen bir eğitim aldık. En son anaokulunda yaptığım şeyleri anımsatan, her an aktif, diri canlı tutan, algılarımı açmamı sağlayan verimli bir eğitimdi. Güldürürken öğreten, eğlendirirken düşündüren zeki insanların oturumları yönettiği, ciddi anlamda bana birçok şey katan, benim de bir şeyler kattığım bir süreç geçirdim.

       ‘Projem ve ben’ oturumunda ‘Aman Tanrım, nasıl yapacağım ben bunu, çöp adam bile çizemem ben’ tarzı söylemlerimi unutup, yemek yemeyi bile bana unutturan güzel bir zamandı işte. Bir de limona can verip, hayat verip onla ilgili bir öykü yazmamız istendiğinde ortaya çıkardığımız öykü ve özellikle sunumumuz akıllara kazınmıştır diye düşünmekteyim. Tiyatral bir şekilde(ben buldum, ben buldum, ben buldumJ) öykümüzü canlandırmıştık…

       Valiz oturumu, biz bize başlığı altında yapılan kadın/erkek olarak ayrı ayrı gruplandığımız oturum ve kriz anında yapılabilecekler,yapılması gerekenler ve empati kurarak biz olsak ne yapardık deyip sunduğumuz  çözüm önerileri…

       Özetle oturumlar ara ara sıkar gibi olsa da ciddi anlamda verimli geçti. Bunun dışında ben genelde öğle yemeklerine inmeyip, bizim grubumuzun toplantı salonunda bulunan mikrofon ve hoparlör setinin önünde, Egem ‘in Dj liği eşliğinde sürekli şarkı söyledim. Pişman mıyım? Asla J

        Özellikle son iki geceyi iyi değerlendirmemiz gerektiğini düşünerek eğlenmeye çıktık. Tunalıya gittik. Yaklaşık 40-45 kişi olunca her kafadan ayrı ses çıkıyordu. Güç bela bir mekana girdik ama orayı sevmedim. Oradan grupça kalkıp Kızılay’a yürümeye başladık. 90‘ ların müziğinin yapıldığı, salaş ama eğlenilecek bir yer olarak anlatılan yer de kapalı olunca bambaşka biryere gittik. Ve işte orası J Sahnelere kendimi attığım, ayaklarım su toplayana kadar dans ettiğim, bir İtalyan, bir sapık, bir deli ile karşılaştığım temel fıkralarını aratmayacak gecem…

        Her şey bir tanecik arkadaşlarımın ‘Ebru nerdesin, arasana’ mesajlarını ve üç cevapsız çağrı ikoncuğunu görmemle başladı. Arkadaşlarımı aramak için dışarı çıkmamla beraber gözü ve kulağı bana kesilmiş olan orta yaşlı bir adamın arkamda gölgem gibi durması bir oldu. İzmirli misiniz sorusuyla irkildim. Bir adım geri giderek, evet dedim. Hemen sağ tarafıma yüksek sesle kahkahalar atarak ‘İzmirli imiş’ diye bağıran bir kadın belirdi. ‘Aman tanrım ‘ organize çalışan bir çeteye mi düştüm ben dedirtecek , korkulu birkaç dakika yaşadım. Ve hemen içeri kaçtım. Bir de ne göreyim.   Masamızda çantamın yanında duran bir yabancı. Gülümsedi,bizim gruptan birinin arkadaşıdır diye ben de gülümsedim. Sonra anladım ki o gerçekten bir yabancı J İtalyanmış, mavi gözlü, kumral, uzun boylu. İngilizce biliyor musun diye sordu. Şöyle böyle dedim. Kısa bir sohbetten sonra hemen kaçtım. Çünkü müzik devam ediyordu ve ben o gece kurtlarımı dökecektim. Yorulup geldiğimde  mini bir parfüm banyosu ardından İtalyan sinsi sinsi kokuyu koklayıp parfümümün adını söylediğinde ağzım bir karış açık kalmıştıJ tabi onun bu hareketini grubumuzdaki arkadaşlar yanlış anlayınca İtalyanın yanımızdan ayrılmasıyla alkış tufanına boğulmam da aynı anda oldu.Ama ben bir şey yapmadım ki JO akşam otele girişimiz 5 civarıydı. Ertesi gün katılımımızın aktif olduğu bir eğitim vardı, uykusuzluğum bir engel oluşturmuyor, aksine eğlendiğim için mutlu oluyor, mutlu olduğum için daha da zehir gibi oluyordum J O akşam kareokeye gittikJ Söylenen slow müziklere kendimi kaptırmış , Emel diye şirin mi şirin arkadaşıma bir şeyler anlatmaya , gözlerimden damlacıklar akıtmaya başlamıştım. O esnada ‘niçin duygulandın, ailenden , sevdiklerinden uzaklaşacağın için mi ‘ sorularına da tabiî ki evet dedim. Nasıl diyebilirdim ki eski erkek arkadaşım geldi aklıma burada bile, nasıl diyebilirdim ki gidiyorum ama o bunu bilmiyor diye.  Bu sıkıntılı ve duygusal havamdan çıkmam gerekliydi neyse ki etrafımdaki neşeli insanların da beni hareketlendirmesiyle eski ebru gelmişti ve haydi dans pistine moduna geçivermiştim. O gece de , yok yada sabah demeliyimJ 6 da odama girmiştim. Bir buçuk- iki saat uyuduktan sonra, haydi Ebru eğitime…

       Otelden ayrılış , otogarda bekleyiş, oradaki hoş sohbetler ve asla hafızamdan silinmeyecek, benim için özel anılarımı da alıp bindim otobüse. Hayalim, yolculuk boyunca uyumaktı. Zira hiç uyumamama rağmen hiç şikayetçi olmayacağım bir bayanla seyahat ettim. Şık bir ceket ve etek takım giymiş, ceketinde de bazı rozetler iliştirmiş. Elinde telefonuyla ‘ Uçakta yer yoktu, acil dönmem gerek, evet, bazı pürüzler çıkmış o işte, ben halledeceğim, geliyorum , çözeceğim…’ gibi konuşmalar yapıyordu. Ses tonu çok güzel 50 li yaşlarında bir bayandı. Yolculuk başladıktan sonra bu bayanla sohbet etmeye başladık. Herkes gibi o da beni ilk bakışta öğrenci sandı. İzmir’de bir kamu sektöründe Genel Müdürlük yapıyormuş. Yaptığı işleri anlattı ve ben dinledim. Ben anlattım , o dinledi. Ankara’da bulunuş amacımdan bahsettim, güzel bir sohbete başladık. Çok uykusuz olmama rağmen hiç şikayetçi değildim. Projemden bahsettim, o da hayallerinden bahsetti, emekli olunca bir kız yurdu açıp onun işletmeciliğini yapmayı düşündüğünü söyledi, iktisat fakültesi mezunu olarak fikirlerimi sordu. Sıcak ve samimi bir ortamdı. Siyaset hakkında konuşmaya başlayınca daha da eğlenceli oldu, konuşmayı hele de siyaset hakkında konuşmayı çok seviyorum çünkü J . İzmir’e nasıl geldiğimizi anlayamadım. Annem ve babam garajda bekliyorlardı beni. Onlardan hiç ayrı kalmamıştım ki . 4 gün de olsa bu süreç,birbirimizi çok özlemiştik. İndikten sonra, sohbeti ve kendisi hoş bu bayan , anneme gelip, ‘Kızınızla gurur duyuyor olmalısınız, harika bir evlat yetiştirmişsiniz ‘ diyince , zaten sarılırken sımsıkı saran annem daha da bütünleşerek benimle ağlamaya başladı. JYaşanan duygusal andan sonra evimize gidip, güzel bir uyku çektim. Yatağıma girdiğimde başka bir heyecan dalgası alıp götürmüştü. Beni Yunanistan’da neler bekliyor? O heyecan ve yorgunlukla sırıta sırıta uyudum ve yepyeni , daha güzel , heyecanlı  günlere küçük bir adım daha atmış oldum. JJJ Neler olacak acaba?

 

Ebru Bayam.

Közzétéve: v., 02/11/2014 - 11:41


Tweet Button: 

New!


Info for young people in the western balkans

Szakértői segítségre vagy tanácsra van szükséged?

Fordulj hozzánk!