Európai Ifjúsági Portál
Információk és lehetőségek az Európában élő fiatalok számára.

Sicilya’da bir Türk gönüllü

2012 yılı ocak ayının başlarıydı. İnternette gezinirken gördüğüm bir ilan beni oldukça meraklandırmıştı.


2012 yılı ocak ayının başlarıydı. İnternette gezinirken gördüğüm bir ilan beni oldukça meraklandırmıştı. Tüm sayfayı kaplayan afişin üzerinde 2 – 12 ay kadar herhangi bir Avrupa ülkesinde gönüllülük yaparak hem kendimi, hem yabancı dilimi geliştirebileceğim hem de farklı kültüre sahip insanları tanıyarak onlarla unutulmaz deneyimler yaşayabileceğim yazıyordu. En az 2 ay… Özellikle benim gibi ailesinden en fazla 1 hafta uzakta kalmış bir genç kız olarak, bu hiç de az bir süre değildi. Başlarda bana oldukça ütopik görünen bu ilan, ilerleyen zamanlarda aklımı en çok kurcalayan şeylerden biri halini almaya başladı. “ 2 ay nedir ki? Göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Hem ailem her zaman benim yanımda olmayacak, illaki uzun süreli ayrılıklar yaşanacak”. Bu düşünce dönüp dolaşıp aklımı çelmeye devam ediyordu. Sonunda derinlemesine araştırıp bu programa katılmak için ne yapılması gerektiğini öğrenmeye karar verdim.  Program Avrupa Gönüllü Hizmeti başlığı altında Avrupa Birliği Bakanlığı Ulusal Ajans adı verilen kurumun yürüttüğü bir tür gençlik faaliyetiydi. Özellikle genç bireylerin katılımını destekleyen kültürlerarası diyaloğu güçlendirmek ve aynı zamanda gönüllülük kavramının biz gençler tarafından daha iyi bir biçimde anlaşılmasını ve uygulanmasını sağlayan bir programdı. Gittiğiniz ülkede yapacağınız herhangi bir gönüllülük faaliyetinin yanı sıra o ülkenin vatandaşlarıyla kuracağınız samimi dostluklar, o ülkenin gelenek ve göreneklerini yakından tanıma fırsatı, yeni yerler görüp keşfetme; aynı zamanda o ülkenin dilini öğrenme gibi birçok alanda aktif olarak yer alma şansınız vardı. Bunları öğrendikten sonra bu programa başvurmamak büyük bir hata olacaktı benim için. Fakat gönüllü olarak başvurduğunuz ülkeden onay almak o kadar kolay değildi. Öncelikle gönüllülük programında yer alan ev sahibi bir kuruluş bulmanız, ardından bu kuruluşa kendinizin ne kadar istekli ve gönüllü olduğunu kanıtlamanız gerekmekteydi. Yaklaşık 4 ay süren ülke ve kurum araştırmalarım sonunda yaşadığım yerdeki bir devlet üniversitesinin gönderen kuruluş olarak faaliyette olduğunu ve eğer yeterli motivasyona sahipsem başvurumu buradan da yapabileceğimi öğrendim. Hemen üniversite ile iletişime geçtim ve gönüllülerin belirlenmesi için yapılan mülakata girdim. O kadar çok başvuru vardı ki, şansımın çok da yüksek olmadığını düşünmeye başlamıştım. Mülakata girdiğim günün akşamı aniden bir telefon geldi. Arayan kişi mülakatta görevli olan proje sorumlusuydu ve gönüllülük başvurumun kabul olduğunu söylüyordu. İlk önce inanamadım. Akşamın 9’u, hiç de umutlu çıkmadığım bir mülakat sonucu eve doğru yol alırken aldığım bu telefon bir anda tüm ümitsizliğimi yok etmişti. O heyecanın verdiği telaş ile hemencecik üniversiteye gittim. Benim haricimde yaklaşık 25 – 30 kişi daha vardı ofiste başvurusu kabul olan. Hepsinde ayrı bir heyecan, bir isteklilik hali hakîmdi. Babam da benimle beraber gelmişti. Ailem için gideceğim yer, kalacağım mekân ve çevre çok önemliydi. Proje sorumlusu gideceğim yerin İtalya’ya bağlı Sicilya adasında küçük bir şehir olan Mussomeli olduğunu söyledi. İtalya… Birçok insanın gidip görmek istediği, Türk insanına fiziksel olarak benzerliği meşhur İtalyanlar ve tarih kokan bir Akdeniz ülkesi; inanılır gibi değildi. Yaklaşık 2 ay süren pasaport ve başvuru işlemlerinden sonra artık gitmek için tamamen hazırdım. Toplamda 4 kız gidecektik Mussomeli’ye . İlk yurtdışı tecrübem olmasından dolayı biraz korku, biraz heyecan biraz da tedirginlik vardı. Yanımızda Türk kültürünü tanıtıcı materyaller almıştık. Proje sorumlumuz orada bazı günler Türk geceleri yapabileceğimizi ve götürdüğümüz materyallerin çok yararlı olacağını söylemişti. Sonunda Sicilya adasının başkenti olan Palermo’ya varmıştı uçağımız. Hava oldukça sıcak ve nemliydi. Yolculuğa çıkmadan önce Sicilya hakkında küçük bir araştırma yapmıştım yabancı kalmamak için. Sicilya Akdeniz’deki en büyük adaymış. İklim olarak Türkiye’deki Antalya iliyle oldukça benzerlik gösteriyordu; yazları oldukça sıcak, kışları ise ılık geçiyordu. İnsanları da tıpkı yaz ayları gibi sıcak ve samimiydiler. İtalya’nın Kuzeyi ile karşılaştırıldığında Sicilya halkı daha cana yakındı ve denilene göre kendilerine has gelenekleri vardı. Hatta İtalyancada olmayan birçok kelimeyi Sicilya Dili adını verdikleri dilde kullanmayı tercih ediyorlardı. Uçak yolculuğundan sonra bize verilen adrese varmamız oldukça zaman almıştı. Tren yolculuğunun ardından şehir merkezine ulaşmamız da bir o kadar meşakkatliydi. Gece 11 sularında Sicilya’daki proje ortağımız bizi tren durağında karşıladı ve kalacağımız eve bıraktı. Evimiz iki katlı, taştan bir yapıydı. Dışardaki nemli ve boğucu havaya nazaran oldukça serin bir mekândı. Onca yorgunluğun ve uzun bir yolculuğun ardından yapabileceğimiz en güzel şey uyumaktı.


Sabah erkenden Sicilyalı proje koordinatörümüz Anthony bizi ziyarete gelmişti. 2 ay boyunca yapacağımız belli başlı aktiviteleri anlattı; şehir ve insanlar hakkında bazı bilgiler verdi. Daha sonra öğrendik ki bizim haricimizde Mussomeli’de yaklaşık 8 kişi daha vardı gönüllü olarak ikamet eden. Hepsi de en az 1 aydan beri bu küçük şehirde kalmaktaydılar ve çoktan uyum sağlamışlardı bile. Anthony bizi buradaki diğer gönüllülerle tanıştırdı. Anlattıklarına göre haftanın 3 günü Mussomeli’deki en büyük park olan Arci parkı temizleme ve güzelleştirme çalışmalarının yanı sıra kalan 2 günde kreşte çocuklarla beraber doğum günü partileri düzenliyorlarmış. Hemen hepsi park temizlemenin oldukça yorucu fakat kreşin çok eğlenceli ve keyifli olduğu kanaatindeydi. Bizim için ise hepsi oldukça heyecan verici görünüyordu. Gönüllülüğümüzün 2. günü Arci parka gittik. Park oldukça büyük ve bakımsızdı. Anthony’nin dediğine göre Mussomeli’de belediyecilik sistemi gelişmediği için parkı şehirde yaşayan gönüllü ya da varlıklı kişiler temizliyorlardı. Bu yüzden biz gönüllülere büyük iş düşüyordu bu konuda. İlk hafta oldukça çabuk geçmişti. Birkaç kez parkı temizleme çalışması yapmış, kreşteki Cera Adlı kreş görevlisiyle tanışma fırsatımız olmuştu. Cera orta yaşlı, pedagoji eğitimi almış bir bayan ve aynı zamanda da anneydi. Bizi çok büyük bir ilgi ile karşıladı. İngilizcesi neredeyse yok denebilecek kadar az olmasına rağmen, yüzündeki samimi ve sıcak ifade bize her şeyi anlatıyordu. Kreşteki çocuklar 2- 8 yaş arası enerjik bir o kadar da tatlı ufaklıklardı. Sayılarının çokluğundan dolayı hemen her hafta doğum günü kutlaması yapılması mümkündü. İkinci haftamızda ilk doğum günü partisini organize edebilmiştik. Cera bize çizgi film karakterlerinin kostümlerini vermişti. Bizse büyük bir istekle kıyafetleri giymiş, çocukların ilgisini çekmeye çalışıyorduk. Parti sonunda Cera bize minnettardı. Çocukların hepsi bizi çok sevmişti ve çok güzel vakit geçirmiştik. Mussomeli’ye geldiğimden beri kendimi ilk kez gerçek anlamda gönüllü hissetmiştim. Gönüllülük yalnızca karşı tarafa yapılan bir katkı değildi. Aynı zamanda kişinin kendisini iyi hissetmesini ve topluma yararlı bir birey olmasına imkan sağlayan bir faaliyetti.  Mussomeli halkının büyük çoğunluğu İngilizce konuşamıyordu. Bu da bizim onlarla iletişim kurmamızı oldukça zorlaştırıyordu. El ve kol hareketleriyle, mimiklerle anlaşmaya çalışıyorduk ve bu İngilizce konuşmaktan çok daha eğlenceliydi. Halk oldukça sıcak kanlı insanlardan oluşmaktaydı. Bizim orada gönüllülük yaptığımızın çoğu kişi farkındaydı çünkü Mussomeli küçük ve insanların birbirlerini yakından tanıdığı bir yerdi. Gönüllü olarak orada bulunmamız onları oldukça memnun ediyordu ve bize daha büyük bir saygı ve ilgi ile yaklaşıyorlardı. Günlerden bir gün kaldığımız evde sular kesildi. Evvelki akşamdan kalan kirli tabakları yıkamak için bol miktarda suya ihtiyacımız vardı. Marketlerin Pazar günü kapalı olduğunu henüz yenice idrak eden biz gençler buna hazırlıksız yakalanmıştık. Son çare karşı komşumuzdan su istemek oldu. Arada sırada gördüğümüz fakat İngilizcesi olmamasından dolayı bir türlü iletişime geçemediğimiz kapı komşumuz oldukça güler yüzlü bir bayandı. 30’lu yaşlarda uzun boylu, Mussomeli’deki yaşıtlarının aksine iri cüsseli bir bayandı. Orada olmamız ilgisini çekmiş olacak ki arada sırada kapımızın önünden geçerken içeriye ilgili gözlerle bakıyordu. Su istemeye utana sıkıla sonunda ben gittim. Kendisinin İngilizce konuşamadığını tahmin ettiğim için bu durumu anlatmak hiç de kolay olmayacaktı. Kapıyı çaldım ve açmasını bekledim. Kapıda beni görünce yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı. Oldukça sıcakkanlı ve yardımsever bir bayan olduğunu düşündüm hemen. Yarım yamalak İtalyancam ile birkaç bir şey anlatmaya çalıştıysam da etkili olmamış olacak ki eliyle bir dakika bekle anlamını çıkardığım bir işaret yaptı. Az sonra elinde bilgisayarla yanıma geldi. Beni girişteki mutfağa davet etti. İlk önce girmek de tereddüt ettiysem de sonunda girmekte karar kıldım. Mutfağı ufak bir o kadar da şirin ve renkliydi. Ortadaki masadan bir sandalye aldım ve hemen yanına oturdum. İnternetten çeviri programını açtı ve dil butonunu İtalyancadan İngilizceye ayarladı. İletişim sağlamak için zekice bir yoldu bu. Çeviri programı sayesinde yaklaşık 20 dakika boyunca sohbet ettik. Hatta sohbet sırasında kahkahalarla güldüğümüzü hatırlıyorum. Çeviri programı yazdıklarımızı doğru bir şekilde çevirmiyordu ve cümlelerin farklı anlamlara gelmesine sebep oluyordu. Fakat en sonunda benim Türkiye’den gönüllülük programı için geldiğimi , 2 ay boyunca komşu olacağımızı , 19 yaşında ve adımın Kübra olduğunu öğrendi. O ise doğduğundan beri Mussomeli’de yaşayan evli ve 33 yaşında bir ev hanımıydı. İsmi Teresa’ydı. Daha sonra asıl gelme nedenimi açıkladım. Anlattıklarına göre haftada bir kez sular düzenli olarak kesilirmiş. Fakat halk bunu bildiği için evlerinde büyük su depoları bulundururmuş. Bu yüzden suların gittiğini anlamazlarmış. Bu ilginç uygulamaya alışmamız pek de kolay olmadı. Çünkü iler ki zamanlarda Teresa’dan tekrar su isteyeceğimiz zamanlar olacaktı. Teresa o gün bana 6 paket içme suyu verdi. İhtiyacımız olan sadece 1 paketti aslında. Bunu kendisine söylememize rağmen ısrarla tüm paketi bize verdi. O günden sonra Teresa’yı her gördüğümüzde yüzümüzde kocaman bir gülümseme ve dilimizde BONA SERA - İtalyancada iyi günler demekmiş- kelimeleri çıkar olmuştu. Hemen her gün yanımıza uğruyor , halimizi hatırımızı soruyor, ihtiyacımız var mı yok mu öğrenmek istiyordu. Kimi zaman bilgisayar yardımı ile kimi zaman el kol hareketleri ile birbirimizi anlamaya çalışıyorduk. Teresa’ya bize verdiği sular için ufak bir sürpriz yapıp ona Türkiye’den getirdiğimiz Karadeniz bölgesine has siyah çay demledik. Yaptığımız bizim için oldukça kolay bir uğraştı fakat Teresa’yı mutlu etmeye yetmişti. Hayatında ilk kez Türk çayı içiyordu ve bu an onun için önemliydi. Birisi için bir bardak çay demlediğim için hiç bu kadar gurur duymamıştım kendimle. Teresa artık bizim manevi ablamız olmuştu. İçimizden biri rahatsızlandığı zaman hemen Teresa’ya giderdik. O bize papatya çayı yapar ve taze meyve ikram ederdi. Ne gariptir ki hiç anlayamadığımız Sicilya şivesi sanki o bizi teselli ederken zihnimizde manalı hale gelir ve biz onu anlardık ya da öyle olduğunu sanırdık.

Bu tıpkı bir kelimesini dahi bilmediğiniz bir şarkıyı dinleyip onda kendinizi bulmak gibi bir şeydi. Mussomeli’de bulunduğumuz dönem Ramazan ayına rast gelmişti. Sıcak Sicilya ikliminde oruç tutmak bize biraz zor gelse de günün belirli zamanlarında yemek yiyip yine belirli zamanda aç kalmak bu duruma alışık olmayan Mussomeli halkının oldukça ilgisini çekmişti. Akşam 7.30 civarında yediğimiz yemek hiç vaktinden sapmıyordu ve bu Teresa’nın dikkatinden kaçmamıştı. Bir akşam yemek için hazırlık yaparken evimize uğradı. Her zamanki gibi neşeli ve güler yüzlüydü. Masa ve yemekler çoktan hazırdı fakat hiçbirimiz henüz yemeye başlamamıştık. Teresa en sonunda dayanamayıp el hareketleriyle yememizi işaret etti. Fakat orucumuzu açabilmemiz için Türkiye saatiyle 7.30 buçuğu beklememiz gerekiyordu. Fakat bunu Teresa’ya açıklayabilmemiz oldukça zordu bizim için. Bildiğimiz birkaç İtalyanca kelimeyle Ramazan ayını ve Orucu anlatmaya çalıştık. Orucun İslam dinine inananların yerine getirdikleri bir tür ibadet olduğunu anlatmak bizim için hiç de kolay olmadı. Fakat surat ifadesinden anladığımız kadarıyla Teresa da anlattıklarımızdan pek bir şey anlamamıştı. Ramazan aylarında Türk aileler dostlarıyla bir araya gelir ve akşam yemeklerini beraber yerler. Biz de bu geleneğimizi sürdürmek adına Teresa ve eşini bir sonraki gün yemeğe davet ettik. Türkiye’den getirdiğimiz malzemeleri kullanarak meşhur Türk yemeklerinden olan Mantı ve Sarma yaptık. Masamızı o kadar özenle hazırlamıştık ki bizim bile gözlerimiz kamaştı. Onlara Türk kültürünü ve misafirperverliğini en güzel biçimde göstermek için elimizden geleni yapmıştık. Masaya oturduğumuzda Teresa ve eşi masadaki yemeklere ilgi dolu gözlerle bakıyorlardı. İlk defa gördükleri bu farklı yiyecekler biz gibi onları da heyecanlandırmıştı. Nihayet yemek saatimiz geldiğinde başlayabileceklerini söyledik. Teresa’nın eşi Eduardo Ramazan hakkında hiçbir şey bilmediğini ve bize birkaç bir şey anlatmamızı istedi. Fakat bunun için yeterli İtalyancamız yoktu. Ne desek diye düşünürken Teresa birden eşine İtalyanca bir şeyler anlatmaya başladı. Konuştuklarının çok büyük bir kısmını anlamasak da, İngilizceye biraz benzer bir dil olduğu için tanıdık kelimeleri çıkarabilmiştik. Teresa evvelki gün konuştuklarımızdan sonra Ramazan ve İslam hakkında internetten birkaç bir şey araştırmıştı. Şimdi de öğrendiklerinin eşine anlatıyordu. Hepimiz o kadar şaşırmıştık ki yemeğe başlamayı bile akıl edemedik. Eşi konuşmaları bittikten sonra bize dönüp yemekler için çok müteşekkir olduğunu ve ilk kez Müslüman birisiyle tanıştığını ve bizi tanıdığı için çok memnun olduğunu söyledi. Teresa da aynı hisleri paylaşıyor olacak ki yüzündeki gülümseme hepimizi mutlu etmeye yetmişti. Hazırladığımız tüm yiyecekleri büyük bir iştahla yediler ve çok beğendiler. Teresa ve eşi Katolik mezhebine mensuptular. Eduardo biraz olsun İngilizce konuşabiliyordu. Mussomelide’ki dini bayramlardan ve kutlamalardan bahsetti bize. Bol sohbetli ve neşeli bir akşam yemeği geçirmiştik hep beraber. Yemeğin sonunda Eduardo ve Teresa bize evlilik törenleri sırasında çekilen fotoğraflardan oluşan albümlerini gösterdiler. Bu kısacık sürede bize o kadar sıcak ve hoşgörülü davranmışlardı ki artık bizim için bu yabancı ülkede birer abi ve ablaydılar. Birkaç gün sonra biz de onlara akşam yemeğine gittik. Bizim için özenle masa hazırlamış ve birbirinden lezzetli yemekler yapmışlardı. Sicilya’nın en ünlü tatlısından en lezzetli peynirine kadar her şeyi düşünmüşlerdi. Günlerdir ev yemeği yememiş olan bizler, Teresa’nın yemekleri karşısında kayıtsız kalamamıştık. Yemekten sonra Eduardo ile beraber bize bir de sürprizleri vardı. Televizyonda uzun uğraşlar sonunda bir Türk kanalı bulmuşlardı. Kanalı görür görmez hepimiz bir ağızdan sevinç çığlıkları attık. Uzun zamandır Türkçe bir şeyler izlememiş olan bizler büyük bir heyecanla kanala odaklanmıştık. Bir yandan da onlara kanal hakkında birkaç bir şeyler anlatıyorduk. Her anlamıyla çok güzel ve unutulmaz bir akşamdı bizim için. Günler hızla akıp geçmişti. Gitmemize bir hafta kalmıştı. Bu küçük ama bir o kadar güzel şehre hepimiz o kadar alışmıştık ki Türkiye’de bıraktıklarımızı unutur olmuştuk neredeyse. Son hafta Mussomeli’nin kurtuluşu adına şehirde törenler düzenleniyordu. Halk rengarenk kıyafetler giymiş , geleneksel müzikler eşliğinde sokaklarda dans gösterisi yapıyordu. Bizim için bu gösterilere şahit olmak bulunmaz bir fırsattı. Tıpkı Mussomeli sakinleri gibi biz de gösterilere katıldık , kostümler giydik ve eğlendik. Teresa ve Eduardo bize tüm gösteriler boyunca eşlik ettiler ve her şov sonunda yapılan program hakkında bizi bilgilendirdiler. Mussomeli kalesinde tanıştığımız turist rehberi Mario şehrin ve kalenin tarihi hakkında bize uzun uzun bilgiler verdi. Sonunda İngilizceyi rahat rahat konuşabileceğimiz birisini bulmak bizi oldukça sevindirmişti. Mario’ya minnetimizin karşılığı olarak Türkiye’ye döndüğümüzde ona geleneksel lezzetimiz olan Lokum gönderme sözü verdik, buna çok sevindi.


Ve gitme günü geldi çattı. Son günün akşamı Eduardo ve Teresa bize veda etmeye geldiler. Hayatımda ilk defa evime gelen misafirleri nasıl ağırlayacağımı bilemedim. Hepimiz susmuştuk, konuşamıyorduk. Teresa’nın gözleri kıpkırmızı ve suratı asıktı. Onu ilk defa somurturken görmek bize oldukça garip gelmişti. Eduardo ise bizi biraz olsun gülümsetmek için komik şeyler söylemeye çalışıyordu. Teresa ve Eduardo’dan en yakın zamanda Türkiye’ye gelmeleri için söz aldık. Geldikleri zaman onları en güzel şekilde tıpkı onların bizi ağırladığı gibi ağırlayacaktık, bunların hepsini anlattık. Konuşacak daha başka bir şey kalmamış gibiydi. Zaman bir türlü geçmiyordu. Sonunda Teresa ayağa kalktı ve ellerini kocaman açarak hepimize birden sarıldı. Hepimizin gözleri yaşlıydı. Ondan ayrılmak bizim için o kadar zordu ki. Koskoca 2 ay geçmişti. Biraz tedirginlik biraz merakla geldiğim bu küçük şehirde koskoca 60 gün… Sicilya’nın tadına doyum olmaz gökyüzü, taştan evlerin sıcak yaz günlerine taban tabana zıt serin odaları, İtalyanca’nın kulağa en güzel gelen şivesi olan Sicilya şivesi, birbirinden lezzetli İtalyan dondurmaları , tatlıları, kültürü , dili ve yaşamları bizimkine tamamen farklı fakat bir o kadar da tanıdık, bir Akdeniz adası olan Sicilya’nın sıcak ve sempatik insanları… Bana o kadar yakın ve tanıdık geldiler ki, Mussomeli’den yaşadığım şehir olan Ankara’ya döndüğüm zaman düşündüğüm ilk şey ; İyi ki gönüllü olmuşum demek olmuştu. Zor zamanlarımızda yanımızda olan, bize her zaman destek veren , hiçbir şekilde yabancı olduğumuzu hissettirmeyen Teresa , Eduardo , Cera , Mario ve niceleri. İyi ki tanımışım sizleri. Anladım ki gönüllülük sadece gittiğim ülkeye yaptığım değil aynı zamanda kendi içime yaptığım bir yolculukmuş…

Teşekkürler…

Hatice Kübra ÇELİK

Közzétéve: csü., 31/07/2014 - 17:59


Tweet Button: 


Info for young people in the western balkans

Szakértői segítségre vagy tanácsra van szükséged?

Fordulj hozzánk!