Europäisches Jugendportal
Informationen und Chancen für junge Menschen in ganz Europa.

Eurodesk ile başlayan fırsat...

Bu Evs projesinden üniversitedeki arkadaşım sayesinde haberim oldu.

Bu Evs projesinden üniversitedeki arkadaşım sayesinde haberim oldu. Kendisi başvurmuştu ve sonuç bekliyordu. Bana da durumu açıkladı ve başvurmaya karar verdim. Neyse zaman içinde motivasyon mektubumu yazdım ve veri tabanında bulduğum tüm yerlere göndermeye başladım. Önüme ne gelirse hangi proje olursa olsun.  Çünkü her şeyden sıkılmıştım ve bir macera arayışı içindeydim. Ama nedense hep olumsuz cevap geliyordu ya da hiç cevap gelmiyordu. Biz yine sonraki başvuru tarihine kalmıştık, bu arada benim moralim acayip bozulmuştu çünkü çok sabırsız biriyim maalesef. Fakat arkadaşım diğer tarihleri bekleyip tekrar başvurular yaptı, ben ise vazgeçmiştim artık bu işten! Çok zor olduğunu anladım ve bıraktım. Daha sonra arkadaşım İtalya’dan kabul aldı ve gitti. O projesine başladıktan sonra netten her görüşmemizde neden tekrar denemiyorsun, tekrar başvurulara başlasana, buraya gelmen iyi olur diyerek sürekli benim kafamı kurcalıyordu. Ben ise bu arada normal işime devam ediyor ve arkadaşıma hiç aldırmıyordum. Bir süre sonra iş yerinden ve hayatın gidişatından sıkılmaya başladım. Fakat bu arada bahsettiğim süre de az zaman değil yani. Tam 2 yıllık bir zaman diliminden bahsediyorum. Arkadaşım 10 aylık projesini bitirdi. Orada kaldı ve üniversiteye başladı. Bunu görünce bana tekrar bir heves geldi ve yeniden başvurmaya karar verdim kendi kendime. Ama bu sefer daha bilgiliydim artık bu proje konusunda. En azından iyi bir kuruluşla çalışmak gerektiğini biliyordum. Ve tüm kuruluşlara mail atmaya başladım. Belli bir zaman sonra Yap Zonguldak’tan Sufi Demirtürk  aradı. Bana elimde bir proje var gitmek ister misin dedi. Gitmek istiyorum ama onun dediği zamanlarda maalesef Türkiye’de olmam gerekiyor. Bu yüzden o proje de yattı. Sonraları Sufi sağ olsun benim peşimi bırakmadı. Sürekli bağlantıdaydık. . Beni çok şaşırtan yönü ise, hemen her gün arıyor sana proje bulacağım ya da buldum demesiydi. Bende şaşırmaktan kendimi alamıyorum, çünkü diğer kuruluşları da biliyorum adamlardan hiç ses soluk yok Bu arada bu durum hepsi için geçerli değil tabii. Şöyle böyle derken, aylardan 2010 yılının nisan ayıydı ve Sufi tekrar aradı. Polonya’da bir proje var, sana mail geçtim bir göz atsan iyi olur dedi. Baktım Polonya istediğim bir ülkeydi. Proje de fena değildi. Kabul ettim. Çünkü artık her şeyden sıkılmıştım. Zaten işten de istifa etme aşamasına gelmiştim. Böyle derken Polonya’daki kuruluş ile anlaştık ve benim için 1 Haziran’a başvuru yapıldı ve Ağustos 1’de de onaylandı haberi geldi. Bunun ardından artık son işlemlere başlama zamanı gelmişti. Evraklar imzalandı, gönderildi, geldi falan. Ben son aşama olan vize için İstanbul’a gittim. Orası da ayrı bir rezaletti hiç unutamıyorum. Resmen herkesi süründürüyorlar ne gerek varsa? Bunları vize almaya giden herkes zaten normalde çekiyor anlatmama gerek yok! Bunların ardından vizeyi aldık. Gitme günüme tam 1 hafta vardı. Ben biraz heyecanlı ve birazda düşünceliydim. Acaba iyi olacak mı? Yoksa daha mı kötü olacaktı? Çünkü her şeyi arkamda bırakıp gidiyordum ve uzun bir serüven olacaktı…

Derken 1 Ekim günü geldi çattı. Ben güneşli ve sıcak bir Cuma gününün sabahı İzmir’den uçağıma bindim ve çok yorucu ve uzun bir yolculuğun ardından soğuk Polonya’ya indim. . Zaten yukarıdan inerken, aşağıdaki puslu havayı görünce kendi kendime hoş geldin ve ayvayı yedin oğlum dedim içimden Neyse uçak indi, ben eşyalarımı alıp dışarı çıktım. Koordinatörüm Ania, eline kocaman kâğıda ismimi yazmış ve çıkışta beni bekliyordu. O yüzden birbirimizi bulmak hiç zor olmadı. Tanıştık. Diğer arkadaşlar da gelmişler. Bizi havaalanından arabayla aldılar.Benim çalışacağım şehre yani Bialystok’a 4 saat sürecek bir yolculuğa çıktık tekrar. Geldiğime hala inanamıyordum, çünkü garip hisler içindeydim. Sabah İzmir’de, akşam ise Polonya’da.Enteresan duygular tabi, ancak bu durumu yaşayanlar anlayabilirler beni. Neyse araba ile de iyice yorulmuştum bu yollarda, sabah 6 da Türkiye’de başlayan yolculuğum akşamın 9’unda Bialystok’ta, son bulmuştu. Evde 2 kızla kalacaktım, bunu daha ben buraya gelmeden ayarlamıştık. Keşke bu şekilde ayarlamasaydık! Biri alman diğeri Fransız kız! Ev şehir merkezine yakın güzel ortamı olan bir yerdeydi. O akşam diğer kızlarla da tanışıp kim hangi odada kalmak istiyor bunun kurasını çektik, koordinatörüm Ania bize anahtarları teslim etti ve gitti. Biz kalmıştık evde. Herkes bir yerleşme telaşı içindeydi. Ben odamı seçtikten sonra yerleşmeye başladım. Bir yandan bundan sonra hayat nasıl olacak benim için diye sürekli deli sorular kafamda. Çünkü her şeyden o kadar bunalmıştım ki, ne yapacağımı sanırım bende bilmiyordum. Şaka maka uzaklara da gelmiştik. O gün zaten yorgun olduğum için erkenden yattım, ertesi sabah ise Ania gelip bizi evden aldı. Bizi merkezde bulunan kids clup’a götürdü. Bu kuruluşun 5 tane bu şekilde kids clup’u vardı. Biri de Beyaz Rusya’ya 1 saat yakında bulunan küçük bir köyde. Neyse ilk gün merkezde bulunan yerde küçük bir hoş geldin toplantısı yaptık. Diğer okulda görev yapan hocalarda bizimle tanışmak için geldiler. Güzel bir zaman geçirdik. Toplantının ardından ise kim hangi kids clup’ta çalışacak onun kurası çekildi ve herkesin yeri belirlendi. Ben merkezde bulunan yerde kalacaktım. Benim için iyiydi, çünkü şehir merkezinde ve ortamı süperdi. Derken zaman geçmeye başladı. Bir baktım geleli tam 1 ay olmuş. Nasıl geçtiğini anlamamıştım o zamanın. Çünkü hala kendimi bir garip hissediyordum bir yandan seviniyordum yeni bir hayat başladı benim için diye. Bir yandan da arkamda bıraktığım her şey ailem ve arkadaşlarımı düşünüyordum ister istemez. Daha önce çok kez yurt dışına çıktım ve kaldım ama bu seferki daha farklıydı, kendimi çok yalnız ve garip hissediyordum. Bu durum beni çok üzüyordu, hiç bir şeyi anlayamıyordum çünkü. Bir yandan da buradaki yaşama adapte olmaya çalışıyordum. Bunlarla uğraşırken evdeki Fransız kızla tartışmaya başladık, çünkü kız benim için negatif bir tipti ve onun yüzünü görünce huzursuz oluyordum. Elimde değildi en basit şeyden bile kavga etmeye başlamıştık. Çünkü kızdan elektrik alamamıştım ne yapayım? Zorla muhatap olacak değilim ya, zaten psikolojim iyi değildi! Olmayan motivasyon iyice bozulmuştu bu sayede Ben düzelir derken tam tersi bir durum ortaya çıkmaya başlamıştı. evdeki durumu Ania’ya anlattım, ben burada kalamam yoksa elimden bir kaza çıkacak, bana başka ev bulun diye. Ne hikmetse benim organizasyonumda en fakir olan kuruluşmuş. Benim şansıma para da yoktu ve bana başka yer de ayarlayamıyorlardı. Aslında bir tane ev gösterdiler ama şehrin diğer tarafındaydı. Ev çok pis ve mutfağı yoktu. Ayrıca çok güvensiz bir yer olduğu için istemedim. Dolayısıyla eski yerimde kalmaktan başka bir çarem yoktu. Ama evde huzursuzdum tabi, ben böyle olunca alman kız da diğerinin tarafına geçti. İlk başlarda aramız çok iyiydi. Sonra bana karşı evde kız dayanışması yapmaya kalktılar. Hadi bakalım buyur buradan yak, yaban ellerde birde saçma sapan işlerle uğraşmaya başlamıştıkZaman öyle ya da böyle geçmeye başladı ve Ekimin sonuna doğru (on arrival training) yapıldı Varşova’da bir otel’de. Orada aldığım eğitim sonunda biraz cesaretlendim ve Sufi ile görüşme kararı aldım. Çünkü zorlanıyordum. Geri dönmem gerekiyordu bana göre. Hem sıkılmıştım burdan hem de acı çekiyordum kendi kendime. Burada durmamın anlamı yok vakit kaybetmeye gerek yok diyordum. Sufi ise bana ret cevabı veriyordu bırakmamam için. Sonrası daha da zor olur bırakırsan bir ton prosedürle uğraşırsın falan dedi. Baktım ki bu durum da uğraşılacak bir şey değil. Mecburen katlanacağız o zaman 8 ay daha ya da gittiği yere kadar dedim! Eğitim bitti geri dönme günü geldi ama ben bir türlü Varşova’dan dönmek istemiyordum. Çünkü bu sefer de Varşova çok hoşuma gitmişti ve benim olduğum şehirden çok daha güzeldi doğal olarak. Ayrıca benim olduğum şehir daha kuzey’e yakın olduğundan da acayip bir soğuğu vardı. Buranın soğuğu Moskava’nın soğukluk derecesi ile neredeyse aynı. Şu an itibariyle bile hala -20 derece ve  her yer  acayip kar altında. Yolda yürümekte zorlanıyor insan ve bu yüzden dışarıda hiç kimse yok. Hayat durma noktasına geliyor bazen. Yanlış anlaşılmasın Polonya’yı sevmedim değil fakat burada benim bulunduğum şehri pek beğenmedim. Şöyle geriye bakıyorum, buraya geleli bugün itibariyle 4,5 ay oldu hala sevmedim ısınamadım bir türlü. Sanırım bu saatten sonra da bu şekilde gider artık diyerek yola devam ediyoruz.  Sonuçta yapacak bir şey yok. Burada dünya aslında hızlı dönüyor ya da bana öyle geliyor. En kötü durum ise havanın 3’te kararması, erkenden akşam oluyor buna çok gıcık oluyorum.

İyice bana karabasanlar basıyor o zaman! Geldiğimden beri 4,5 ayda toplasam 10 kez güneş görmüşümdür. O güzel güneşli ve sıcak günlerin gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum. Şu an itibariyle, 3. kids clup’a başlamış durumdayım. Yeni yer ise şehir merkezinden yarım saat uzakta başka bir yerde. Her gün öğleyin saat 1’de başlayıp, akşam saat 6’da bırakıyorum. Çocuklarla uğraşmak aslında zevkli ama zaman zaman yorucu ve sıkıcı da olabiliyor. Çünkü belli bir zaman sonra her şey rutine bağlanıyor ve değişen bir şey olmuyor. Günlük proje yerinde neler yaptığımı merak edenler için öncelikle; Gelen öğrencilerin ödevlerini birlikte yapıyoruz. Ben İngilizce ve matematik derslerine bakıyorum daha çok, çünkü diğerlerini pek anlamıyorum lehçe olduğu için. Bunun yanında bana ayrılmış olan 2 saat ya da zamana göre değişen benim proje saatim var. Bu saatler arasında çocuklarla birlikte benim projemi uyguluyoruz, yaratıcı şeyler tasarlıyoruz vs. Yaptıkları çalışmalar bittikten sonra hatıra olarak evlerine götürüyorlar. Bence onlara verdiğim en güzel şey sanırım bu şu anda. Onun dışında akşam çıkmadan önce hep birlikte yemek yiyoruz, bu çocuklar için günün sonunda güzel bir motivasyon oluyor. Bunun ardından herkes evine gidiyor. Sizin anlayacağınız çalışma günlerim bu şekilde geçiyor. Ama yine de unutamayacağım anılar mutlaka oluyor tabii ki. Mesela ocak ayının son haftası 1 haftalığına beyaz Rusya sınırına bir kente kış kampına gittik. Eğlenceli ve eğitici geçti. 70 öğrenci, 20 öğretmen ve ben dahil 5 gönüllü çok iyi zamanlar geçirdik. Biraz olsun bu bana motivasyon oldu tabii. Ama bundan sonra daha çok motivasyona ihtiyacım olacak, çünkü daha 4 aydan fazla var projemin bitmesine! Bazı zamanlar bu şehirde bulunan, diğer gönüllüler ile toplanıp eğlence, parti, oyunlar vb. etkinlikler yapıyoruz. Onun dışında burada istediğin her diskoya gidebilirsin ortamı o yönden fena sayılmaz Yalnız burada çok dikkatimi çeken olay, hiç Türk mekân yok. Sizin anlayacağınız buralara Türkler pek gelememiş henüz. Tek gördüğüm diskoda 3 tane erasmus öğrencisi ve birde gönüllü olarak bu projeye gelen ben haha Bu yüzden de aslında bazen kendime kızıyorum, başka ülkeye ya da şehirleri neden seçmedim buraya geldim sabretmedim diye! Bundan dolayı eğer bu taraflara gelecekseniz, bunları göz önünde bulundurup ona göre gelmenizi tavsiye ederim. İlk geldiğimde çok sorun olmamıştı ama şimdilerde iki Türkçe konuşacak ve derdimi anlatabileceğim beni iyi anlayacak adam bazen bulamıyorum

Bana şu an bu EVS projesinin en büyük getirisi; birincisi az olan İngilizcemi bayağı geliştirdim burada. İkincisi ise, diğer istediğin ülkelere Schengen vizesi sayesinde ve maddi durumun olunca rahatça trene ya da uçağa binip gidebiliyorsun. Yeni yerler keşfetmek, yeni insanlar ve kültürler tanımak. Tabii bunları iyisiyle kötüsüyle ancak yaşayarak öğrenip kazanabiliyorsun. Yani uzun lafın kısası bana göre, bu projeye çok ama çok isteyen kişilerin katılması gerek, onun dışında baştan iyi araştırma ve her şeyi yerli yerinde değerlendirmek ve bilgi sahibi olarak gitmek çok önemli…

Mehmet AKCA

Veröffentlicht: Do, 31/07/2014 - 17:23


Tweet Button: 

New!


Info for young people in the western balkans

Hilfe oder Beratung von Experten

Frag uns!